Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Bismillah
Bir komşu ülke cumhurbaşkanının yaptığı açıklamada Türkiye Cumhuriyeti yönetimine silah satışını durdurun, PKK’nın eline düşebilir, çünkü PKK elemanları Doğu ve Güneydoğu’daki eylemleriyle bu ülkenin toprak bütünlüğünü, bağımsızlığını ve güvenliğini tehdit etmektedir, dediğini farz edelim. Böyle bir açıklamayı duyduğunuzda herhalde aşağıdaki yorumlardan en az birini yapardınız:
1- Bu komşu ülke cumhurbaşkanı Türkiye devletini küçümsüyor, kurulu düzeni ve seçilmiş hükümeti görmezden geliyor.
2. PKK’yı Türkiye hükümeti, ordusu ve halkından daha güçlü, daha becerikli görüyor.
3. Aslında PKK’yı destekliyor, ama bunu çeşitli diplomatik mülahazalar ve mevcut konjoktürü dikkate alarak doğrudan açıklayamadığı için dolaylı olarak Türkiye devletinin silahsız, zayıf bırakılmasını öneriyor.
Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan’ın İngiltere’de hafta sonu düzenlenen NATO zirvesi sırasında Irak devleti hakkında yapmış olduğu açıklamayı hatırlayalım. Cumhurbaşkanı şöyle diyor:
“Oluşturulacak koalisyonun başta Bağdat merkezi yönetimine silah vermesine karşıyız. Burada bırakılan silahlar bugün IŞİD’in elinde. Bölgede devam eden bir çözüm sürecindeyiz. Bu süreçte silahların kontrolsüz bırakılması bizim iç barışımıza da tehlike oluşturur, çözüm sürecimizi geciktirir. Merkezi yönetime silah verilmesi bölgede mezhep çatışmalarını körükler”
Şimdi kendinizi tekfirci IŞİD teröristlerinin saldırısına uğramış Irak ülkesi ve yönetiminin bir bireyi yerine koysanız bu açıklamayı nasıl yorumlardınız?
Amacımız PKK ve IŞİD’ı karşılaştırmak değil. Ortak yanları olsa da birçok açıdan farklı yöntemlerle farklı hedefler peşinde oldukları bilinmektedir. Burada üzerinde durmak istediğimiz husus bir ülke cumhurbaşkanının komşu bir ülke hakkında dile getirdiği ifadelerdir. Yukarıdaki yorumlarda Türkiye yerine Irak’ı ve PKK yerine IŞİD’i koyun ve yeniden okuyun.
Halkın seçimiyle, hem de Türkiye’deki mevcut hükümetin aldığı oy oranından daha fazla bir oyla iktidarda bulunan, ama emperyalistlerin ve komşularının desteğindeki teröristlerin gadrine uğramış Irak yönetimine yönelik bu ifadeler hangi uluslararası teamüllere ve hangi komşuluk ilişkilerine sığar?
Irak’ta dış müdahaleler yüzünden istikrarın sağlanamadığı doğrudur. Ama bu fiili durum bu ülke yönetimin yasallığına asla gölge düşüremez.
Hükümet yanlısı kalemşörlerin sık sık dile getirdiği üzere Irak hükümetinin yasallığı üzerine şüphe düşürülebilir ve böylece yukarıdaki açıklamalar yapılabilir elbet. Bu iki komşu ülke yönetimlerinin hangisinin daha demokratik ve hangisinin halkın iradesini daha çok yansıttığını anlamak için birkaç hatırlatmada bulunalım:
Irak ve Türkiye hükümetlerinin her ikisinin de halk tarafından seçildiği, halkın iradesini yansıtması açısından hangisinin daha yasal, daha demokratik olduğu tartışılabilir. Ama çeşitli münasebetlerde dile getirdiğim gibi yeniden tekrarlıyorum: Irak’ta halkın iradesinin iktidara yansıması, iktidarın çoğunluk azınlık gözetilmeksizin çeşitli etnik ve dini gruplar arasında daha adil, daha demokratik, daha insaflı olarak dağıtıldığından bir zerre şüphem yoktur.
Türkiye’de parti içi ve lider diktatörlüğüne ilaveten çarpık seçim sistemi, baraj vs engellemelerle halkın bazen üçte ikisinin iradesinin devre dışı bırakılmasına karşın Irak’ta halkın bu sınırlamalardan uzak temsilcilerini seçtiği ve yüzde bir oy olanların bile mecliste ve hükümette temsil edildiği, Şiilerin %60-65 oy çoğunluğu ile önemli devlet organlarını ve yönetimi tamamen ele geçirmeleri mümkünken, %20 oyu bulunan Kürt partilere federal/yerel yönetim hakkı tanındığı gibi ülke cumhurbaşkanlığı, dışişleri bakanlığı, meclis başkanlığı ve başbakan yardımcılığı; en fazla %15-18 oranında oya sahip sünni Arap partilere meclis başkanlığı, başbakan ve cumhurbaşkanlığı yardımcılığı, çeşitli bakanlıklar, eyalet valilikleri vb verilmektedir.
Ama bunca geniş haklar verilmesine rağmen tarihsel olarak başta kalmaya alışmış sünni çevreler, ve yine emperyalist güçler ve bölgedeki müttefikleri tarafından tahrik edilen ve her açıdan desteklenen sünniler içinden çıkmış terörist gruplar ve Irak üzerinde nüfuz hesapları yapan hamileri buna bile razı olmamakta ve çıkarlarını bu ülkede istikrarsızlığın devamında görmekteler.
Türkiye’nin Başbakanı Sn A. Davutoğlu, dışişleri bakanıyken yaptığı bir açıklamada IŞİD’in katliamlarının Irak merkezi hükümetinin sünnilere baskısına bir tepki olarak ifade ederek bir yerde dolaylı olarak terörü ve teröristleri desteklemiştir.
Peki Irak’taki bu cömertliğin yüzde biri bile Türkiye’de nüfusun en az dörtte-beşte birini oluşturan Alevilere tanınmakta mıdır?! Türkiye’de bu gibi talepler anti demokratik ve hatta bölücülük olarak algılanırken merkezi otoritesini küçümsediğimiz ve kendisini teröristlere karşı savunması için silahlanmasına karşı çıktığımız Irak’ta çok doğal haklar olarak görülmektedir. Hangi ülke yönetiminin muhaliflerine daha demokrat davrandığına varın siz karar verin.
Irak merkezi hükümetine silah vermeden, bu ülke yasal hükümetini desteklemeden tekfirci terörizme ve bağnazlığa karşı nasıl karşı çıkılacağı anlaşılır gibi değil. Yoksa terörizme karşı koalisyonun amacı IŞİD’e mücadele bahanesiyle Irak’ta ve Suriye’de yeni komplo planlarını hayata geçirmek midir? Zaten emperyalist Batı ve bölgesel müttefiklerinin şimdiye kadar Suriye ve Irak’ta izledikleri siyasetler dikkate alındığında NATO’dan başka bir amaç beklemek safdillik olurdu.
Aşağıdaki ifadeler Cumhurbaşkanı Erdoğan’a aittir, yorumu size bırakıyoruz.
“Kendin için istediğini, kardeşin için de isteyeceksin, komşun için de isteyeceksin. Kendisi için istediğini, kardeşi ve komşusu için de istemeyen, o isteğine kavuşamaz ve gerçek Müslüman da olamaz.”
Ziya Türkyilmaz